İnsan davranışlarını yalnızca dış koşullar belirlemez. Bir kişinin sahip olduğu düşünceler, değerler, kabuller ve inançlar da günlük yaşamda verdiği kararları ve sergilediği davranışları etkileyebilir. Aynı olay karşısında insanların farklı tepkiler vermesinin nedenlerinden biri de sahip oldukları inanç sistemleridir.
İnanç sistemi denildiğinde yalnızca dini veya manevi inançlar düşünülmemelidir. İnsanların kendileri, diğer insanlar, toplum, başarı, çalışma, ilişkiler ve dünya hakkında sahip oldukları düşünceler de davranışlarını şekillendiren inançların bir parçasıdır.
İnanç sistemi, kişinin doğru, önemli veya gerçek olduğuna inandığı düşüncelerin ve değerlerin oluşturduğu genel çerçevedir.
Örneğin bir kişi:
“Çalışırsam kendimi geliştirebilirim.”
şeklinde bir inanca sahip olabilir.
Başka bir kişi ise:
“İnsan ne yaparsa yapsın kaderi değişmez.”
şeklinde düşünebilir.
Bu iki farklı düşünce, aynı olay karşısında farklı davranışların ortaya çıkmasına neden olabilir.
İnançların oluşmasında birçok faktör rol oynar. Çocukluk döneminden itibaren aileden öğrenilen düşünceler, eğitim, sosyal çevre, kültür, kişisel deneyimler ve karşılaşılan olaylar kişinin inanç sistemini şekillendirebilir.
Örneğin çocukken sürekli “Hata yapmak kötüdür” mesajını alan bir kişi, yetişkinlik döneminde hata yapmaktan aşırı kaçınabilir.
Buna karşılık “Hatalar öğrenmenin bir parçasıdır” düşüncesiyle yetişen biri, başarısızlıkları farklı değerlendirebilir.
İnsanlar karar verirken yalnızca mevcut seçeneklere bakmaz. Sahip oldukları inançlar, hangi seçeneği daha doğru veya yanlış gördüklerini de etkiler.
Örneğin para hakkında:
“Para kazanmak çok zordur.”
şeklinde güçlü bir inanca sahip olan kişi, bazı ekonomik fırsatları değerlendirmekte daha çekingen olabilir.
Başka bir kişi:
“Yeni şeyler öğrenerek gelirimi artırabilirim.”
şeklinde düşündüğünde aynı fırsata daha farklı yaklaşabilir.
Burada inanç, kararın nasıl yorumlandığını etkileyen bir çerçeve görevi görür.
İnanç ile davranış arasında çoğu zaman güçlü bir bağlantı bulunur. İnsanlar inandıkları şeylere uygun hareket etme eğiliminde olabilir.
Örneğin:
“İnsanlara güvenilmez.”
inancına sahip bir kişi, yeni tanıştığı insanlara karşı daha mesafeli davranabilir.
Bu davranış zaman içinde karşısındaki insanların da mesafeli olmasına neden olabilir. Böylece kişi, başlangıçtaki inancını destekleyen deneyimler yaşamaya başlayabilir.
Bu durum, bazı inançların kendi kendini güçlendirmesine yol açabilir.
Evet. İnsanların ilişkiler hakkında sahip oldukları düşünceler, davranışlarını doğrudan etkileyebilir.
Örneğin:
gibi farklı inançlar, kişinin ilişkilerdeki yaklaşımını değiştirebilir.
Bir kişinin karşısındaki insanın davranışlarını nasıl yorumladığı da sahip olduğu inançlardan etkilenebilir.
İnsanlar yalnızca kişisel inançlara sahip değildir. İçinde yaşadıkları toplumun değerlerinden ve yaygın düşüncelerinden de etkilenebilirler.
Toplumda uzun yıllar boyunca tekrar edilen bazı düşünceler, sorgulanmadan kabul edilebilir.
Örneğin:
“Başarılı olmak için mutlaka belirli bir mesleğe sahip olmak gerekir.”
gibi bir düşünce, kişinin kariyer tercihlerini etkileyebilir.
Ancak toplumda yaygın olması, bir inancın herkes için doğru olduğu anlamına gelmez.
Kültür, insanların dünyayı anlamlandırma biçiminde önemli bir role sahiptir. Farklı toplumlarda aile, çalışma, başarı, eğitim, zaman ve sosyal ilişkiler hakkında farklı değerler bulunabilir.
Bu nedenle bir toplumda normal kabul edilen bir davranış, başka bir toplumda farklı değerlendirilebilir.
Bu farklılıkları anlamak, insanların davranışlarını değerlendirirken kendi bakış açımızın tek ölçüt olmadığını fark etmemizi sağlar.
İnsanların inançları tamamen değişmez değildir. Yeni deneyimler, eğitim, farklı insanlarla tanışmak ve yeni bilgiler edinmek kişinin mevcut düşüncelerini yeniden değerlendirmesine neden olabilir.
Örneğin bir kişi yıllarca:
“Başarısızlık her zaman kötü bir şeydir.”
diye düşünmüş olabilir.
Zaman içinde başarısızlığın bazı durumlarda önemli bir öğrenme fırsatı olduğunu fark ederek bu düşüncesini değiştirebilir.
Bu değişim, kişinin davranışlarını da etkileyebilir.
İnsanların kendileri hakkında sahip oldukları inançlar, davranışları açısından özellikle önemlidir.
Bir kişinin:
“Ben yeni şeyler öğrenemem.”
şeklinde düşünmesi, yeni bir beceri öğrenmeye başlamasını engelleyebilir.
Buna karşılık:
“Öğrenmek zaman alabilir ama çalışarak gelişebilirim.”
şeklindeki daha esnek bir düşünce, kişinin denemeye devam etmesini sağlayabilir.
Burada önemli olan gerçekçi olmayan şekilde kendimizi sürekli övmek değil, kendimiz hakkında daha dengeli düşünmektir.
Hayır. Bir şeye uzun süre inanmak, o düşüncenin mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.
İnsanlar bazen çocuklukta öğrendikleri, çevrelerinden duydukları veya geçmişte yaşadıkları olaylardan çıkardıkları sonuçları gerçekliğin tamamı olarak kabul edebilir.
Bu nedenle zaman zaman şu soruyu sormak faydalıdır:
“Bu düşünce gerçekten kanıtlara mı dayanıyor?”
Bu soru, kişinin kendi inanç sistemini daha objektif şekilde değerlendirmesine yardımcı olabilir.
Kendi inançlarımızı anlamak için günlük yaşamda bazı sorular sorabiliriz:
Bu soruların amacı bütün inançları reddetmek değildir. Amaç, kişinin hangi düşüncelerin kendi seçimleri olduğunu ve hangilerinin çevresinden öğrendiğini fark edebilmesidir.
İnançlar davranışları etkileyebilir; davranışlar da yeni deneyimler oluşturur. Bu deneyimler daha sonra mevcut inançları güçlendirebilir veya değiştirebilir.
Örneğin bir kişi insanlarla iletişim kurma konusunda kendine güveniyorsa daha fazla sosyal etkileşime girebilir. Bu etkileşimler olumlu deneyimler oluşturduğunda kişinin kendine olan güveni daha da artabilir.
Benzer şekilde olumsuz bir inanç kişinin bazı deneyimlerden kaçınmasına ve dolayısıyla kendisini geliştirebileceği fırsatları kaçırmasına neden olabilir.
İnanç sistemlerini anlamanın en önemli yollarından biri eleştirel düşünmedir. Kendi düşüncelerimizi sorgulamak, yanlış veya artık geçerli olmayan kabulleri fark etmemize yardımcı olabilir.
Bir inancı değiştirmek zorunda değiliz. Ancak neden ona inandığımızı bilmek, düşüncelerimizi daha bilinçli şekilde yönetmemizi sağlar.
Yorumlar