Arama teriminizi giriniz:
Yukarı
 

Sosyal medya ve gazetecilik

Türkiye, sosyal medya için oldukça önemli. Peki paylaşımlarımızın bir anda 2 milyar kişiye ulaşma potansiyeli kendimizi ifade ederken bizi ne kadar etkiliyor? Aktif kullanımı henüz 20 yılı doldurmayan internet ile geçmişi 15. yüzyıla dayanan gazetecilik arasındaki denge nasıl kurulacak?

Dergi, gazete ve internet tecrübelerinin ardından sosyal medya konusunda araştırmalar yapan ve son bir yıldır Antalya’nın en büyük basın kuruluşları arasında yükselen Mahmut Boz ile bu sorulara cevap aradık.

 

 

A.Ünal: Mahmt Bey sizi geleneksel medyadan tanıyoruz ancak yeni sosyal medya dünyasını da yakından takip eden birisiniz. Sorulara geçmeden önce biraz kendinizden bahseder misiniz?

Mahmut Boz: Ben Antalya’da doğdum. Gazi Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi’nde okudum. 2002 yılından itibaren medya sektöründe çalıştım.

 

Sosyal medya bizi değiştirmedi

A.Ünal: 2011 yılı başında Sosyal Medya’nın Etkileri adında sosyal ağların hayatımıza etkisini inceleyen bir çalışmanız olmuştu. Aradan geçen süre içinde sosyal ağlar katlanarak büyüdü ve insanlarla kurduğumuz iletişim daha fazla internete kaydı. Sizce sosyal ağlar ve internet zihnimizde nasıl bir yer edindi?

Mahmut Boz: Ben sosyal ağlara yönelmemizdeki temel motivasyonun bilinçaltımızda yattığını düşünüyorum. Beğenilmek, takdir görmek, alkışlanmak, dikkate alınmak ya da sözlük anlamıyla “izlenmek” genel olarak çoğu insanın bilinçaltındaki çocuğa hitap ediyor. Pek çok kişi bu tespiti reddedebilir, ancak ben okuduğu kitabı bir site üzerinde paylaşmanın bile takdir görme ihtiyacına hizmet ettiğini düşünüyorum.

Örneğin Facebook sayfanızda reklamını yaptığınız kitap “ağır” bir kitap ise (öyle olsanız da olmasanız da) “aslında ben entelektüelim” demeye çalışıyor olabilirsiniz, paylaştığınız matrak bir kitap ise “ne kadar eğlenceli bir insanım bakın” demek istiyor olabilirsiniz. Ya da popüler bir filmi kötüleyip “pek çok insanın değer verdiği şeylere ben değer vermiyorum” mesajını vererek yine farklılaşma ihtiyacınıza hizmet ediyor olabilirsiniz. Ama örneğin bazı toplumsal olaylarda çevrenizdeki insanlardan farklı şeyler söylemeye çekinip kendinizi milliyetçi, cinsiyetçi vb. söylemlere de teslim edebilirsiniz. Elbette teşhir ve gözetleme gibi içgüdülerin dozu kişiden kişiye farklı olabilir, ayrıca bu tespit sosyal ağları kullanan insanların tümünü bağlamayabilir. Ancak tam tersi de geçerli, sırf sosyal ağları kullanmıyor diye bir kimsenin saydığım ihtiyaçlardan sıyrılmış olduğunu da varsayamayız.

Tüm bunlara ek olarak sosyal ağlar, aslında pek görüşmek istemeyebileceğiniz insanlarla bağlantınızı sürdürmenizi sağlayarak ya da normalde iletişim kurmaktan çekinebileceğiniz kişileri size yakınlaştırarak, tam da adına uygun “sosyal” bir hizmet görüyor. Yani sosyal ağlar bu anlamda bizi değiştirmedi. Var olan bazı sosyal yönelimlerimizi körükledi, sosyal normlarımız ya da mahremiyet anlayışımızın değişimini hızlandırdı, içimizdeki çocuğu belki de kendisinden önceki hiçbir araç ile kıyaslanamayacak ölçüde kışkırttı. Ayrıca Sosyal ağlar üzerinden yapılan reklamların da etkisi son dönemlerde oldukça arttı.

 

 

A.Ünal: Bir de sosyal medyaya çarpıcı bir popülarite kazandıran Arap Baharı ve İngiltere’deki ayaklanmalar var. Google, Facebook ve Twitter da bu değişimi hem medya boyutunda hem de kişisel boyutta destekliyor. Bu servislerin anayurdu olan ABD kişisel ifade özgürlüğüne dikkat çekmişti. OECD de buna dikkat çekiyor. Diğer yandan Pekin yönetimi ABD’nin internet özgürlüğü bahanesiyle diğer ülkelerin içişlerine müdahale etmemesi gerektiğini söylüyor ve tüm devletlerin bir şekilde interneti kontrol etme eğiliminde olduğunu görüyoruz. Çin bu küresel servisleri yasaklarken ABD fazlasıyla benimsiyor ya da öyle görünüyor. Burada bir çelişki yok mu?

Mahmut BOZ: Bu nokta iktidar-hegemonya tartışmasından bağımsız değil. İktidarı elinde bulunduranlar, bu güce meydan okuyabilecek her türlü aracı şüphe ile karşılayıp onu denetim altına almak istiyor. Şimdi gördüğümüz ise medya denetiminin, geleneksel medyadan sosyal medyaya transferi. Bu anlamda ülkeler geleneksel yaklaşımlarından farklı olmayan yöntemleri benimsiyor. Örneğin Çin’deki internet denetimi, sansür veya yasaklar kimseyi şaşırtmıyor. Ancak denetimin bulunmadığı düşünülen ülkelerde insanların tümüyle özgür olduğunu varsaymak da yanlış sonuçlar verebilir.

Mesela İngiltere’deki son ayaklanmaların ardından, hükümet cephesinden yönelen sosyal medya kullanımının kısıtlanması önerisi epey düşündürücü. Dedikleri gibi, “teknoloji, onu yaratan ideolojiye hizmet ediyor.” Büyük Birader aslında her yerde. Yazdığınız her satır, herhangi bir ülkede, ummadığınız bir yerde karşınıza çıkıp başınıza umulmadık dertler açabilir. Kişisel ifade özgürlüğü olarak sunulduğu söylenen özgürlüğün sınırları, olaylara hangi coğrafyadan, hangi açıdan veya hangi güç odağının penceresinden baktığınıza göre değişebiliyor. Gezi parkı olaylarında da insanların medya yerine sosyal medyada bulunan kontrolsüz bilgi kaynaklarına yönelmesi ve oradaki yazılanlara inanması, kitlelerin medyadan sosyal medyaya transferinin bir örneği.

 

Gazetelerin devri bitiyor

A.Ünal: Sosyal medya dünyayı erişim sınırlaması olmaksızın yakalamaya çalışıyor fakat işin bir de güvenilirlik boyutu var. Kişi profilleri ya da içerikler yanıltıcı olabiliyor. Büyük bir uluslararası gazete; “İnsanlar bir haberi sosyal medyadan öğrenebilir ama onaylamak için bize gelmek zorundalar.” diyordu. Tüm bu bilgi bombardımanı bilgiye biraz daha erken ulaşmak için mi çekiyoruz?

Mahmut BOZ: Bu bilgi bombardımanı, olsa olsa, bir son dakika gelişmesi hakkında haber merkezlerine farklı kaynaklardan art arda ulaşan, aralarında bazı çelişkiler bulunan ilk bilgilere benzetilebilir. Örneğin bir patlama haberi ilk anda bir kaynaktan “saldırı” olarak geçebilir, diğer bir kaynak “nedeni belirsiz” diyebilir, başka bir kaynak ise “doğal gaz sızıntısı“ diyebilir. Bazı kaynaklar yaralı, ölü sayıları geçebilir, bir kaynak ise olayda ölen olmadığını söyleyebilir. İdeal şartlar altında gazeteci tüm bu bilgileri bir süzgeçten geçirmeden, teyit etmeden yayımlamaz. En özensiz yayın kuruluşunda bile en azından kurumsal bir ağız birliği oluşturulur.

Sosyal medya, normalde bir haber merkezi içinde yaşanması ve soğukkanlılıkla yönetilmesi gereken haber heyecanını tüm bir topluma yayıyor. Haber ve habere bağlı unsurların o toz toprak içinde havalandıkları yerden aşağı inip birbirlerine kavuşmaları daha uzun zaman alıyor. Ben bu anlamda habercilerin kuşaklar boyunca geliştirip kurallara bağlayarak birbirine aktardıkları ciddiyet ve soğukkanlılığın zaman içinde sosyal medyaya da hakim olacağını düşünüyorum. Ancak sosyal medyada sansasyon peşinde olan ya da sabırsız kullanıcılar da her zaman var olacak, aynen geleneksel medyanın kendisinde de olduğu gibi.

Gazetelerin bildiğimiz anlamıyla varlıklarını çok uzun süre devam ettiremeyeceklerini artık biliyoruz. Ancak haber söz konusu olduğunda gerek ciddiyet ve olgusal kesinlik isteyenlere, gerekse sansasyonel, kolay okunan, detaysız ve renkli haberlere meraklı olanlar için var olan iki ana akım medya türü varlıklarını internet üzerinde sürdürmenin yolunu bulacaklar. Halihazırda beş yıl öncesine kadar egemen olan geleneksel medya düzenimizi (yani fısıltı gazetesini ve profesyonel medyanın kendisini) büyük ölçüde internete taşımış durumdayız zaten.

 

A.Ünal: Sosyal medya artık bir iletişim kanalı olarak geleneksel medya tarafından ciddiye alınıyor. Kısa süre önce Türkiye’ye giriş yapan El Cezire’de Arap Baharı’nda bunu fazlasıyla gösterdi. Gazetecilik ve habercilik kültürünün sosyal medyadan etkilendiğini düşünüyor musunuz?

Mahmut Boz: Evet, bunu ben kişisel olarak ilk 2009 İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinde görmüştüm. Muteber Batılı haber ajanslarının sosyal medyayı referans aldıkları, benim tanık olduğum ilk yüksek profilli haber konusu buydu.

1980’lerde tanık olunan, “amatör kamera ile çekilen uçan daire, trafik kazası vs.” haberlerinin gelişmiş, epeyce serpilmiş haline tanık oluyoruz. Kullanıcıların ürettiği içerik, ana akım medyanın ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Bu değişime erken uyanıp kendilerini buna uyarlayanlar kazanacaklar. Ancak yurttaş gazeteciliğine önem vermek ile insanları bu gazetecilik türüne teşvik etmek arasında ince bir çizgi var. Gelecekte kurgusal haberleri gerçekte var olandan ayırt etmek daha da güçleşebilir. İnsanların kendi yarattıkları haberlerin hem kahramanı olması, hem de olayları kendi bakış açılarından anlatması toplumları yanlış yönlendirme potansiyeline sahip.

Burada hem yurttaş gazeteciliğini teşvik edenlerin bunu yaparken aşılaması gereken değerler önem kazanıyor, hem de kullanıcıların ürettiği içeriği ayıklayıp yayıma hazırlayanların gazetecilik nitelikleri. Gerek gazetecilerin, gerekse medyayı takip eden herkesin, kendilerini kurgusal bir akışa kaptırmamak için objektif, kuşkucu, sorgulayıcı bakışa her zamankinden daha fazla ihtiyacı olacak. Kurgu ve gerçeği ayırt etmek, artık yalan ve doğruyu ayırt etmekten çok daha zor bir hal alıyor ve propagandaya alet olmamak için uyanık olmak şart.

 

A.Ünal: Megazine Dergisi’deki deneyiminizi de göz önüne alırsanız, Türk medyası ve sosyal medya kullanımı hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Mahmut Boz: Türkiye sosyal medyanın en hızlı geliştiği ülkelerden. Bu dinamizm, geleneksel medya için sınırsız imkanlar sunuyor. Ancak ben, şu ana kadar önümüze çıkan örneklerde, medyanın sosyal medyadaki varlığını profesyonelce yönetebildiğini düşünmüyorum. Yapılması gereken, bir RSS kaynağını Twitter’a eşlemekten ibaret değil. Her bir sosyal mecranın kendine özgü normları ve geleneği var. Oraya uygun davranmak şart. Örneğin bana Facebook’ta her dakika mesaj yollarsanız sizi duvarımdan silerim. Twitter’da takipçilerinizin yaş ortalaması 24 olmasına rağmen dilinizi onlara uyarlamıyorsanız takipçi kaybedersiniz. Ya da günde 200 mesaj yollarsanız asla takipçi kazanamazsınız. Friendfeed’in dili ile Twitter’ın dili apayrı. Ayrıca Türk medyası etkileşim imkanlarını da yeterince kullanmıyor sosyal medyada. Twitter ve Facebook e-postanın yerini almış değil, ama galiba medyanın algısı neredeyse bu şekilde.

Gerçi burada bir risk de şu: Sosyal medyadaki ilgi düzeyi ve tepkiyi tek ölçüt olarak almak, öne çıkaracağınız haberler ve analizlerde ciddi bir sapmayı beraberinde getirebilir. Derinliğinizi kaybedebilirsiniz. Bu tuzağa düşmemek lazım. Sosyal medya eğer geleneksel medya için bir araç olacaksa, bu yeni araç, derinlikli içeriğin daha fazla tüketilmesine vesile olmalıdır. Sosyal ağlar, medya için canlı bir vitrin olabilir, ama dükkanın kendisi bir vitrinden oluşamaz.

 

A.Ünal: Evet, bahsettiğiniz kişilerin sıradan bir vatandaştan daha fazla sorumluluğu var, tıpkı sanatçılar gibi. Ancak onlar da Twitter’da kendi şöhretini genişletme çabası ve yukarıda bahsettiğiniz içgüdüsel eğilimler içinde gibi olabilirler. Bu durum canlı yayınlara yansıyan çeşitli sonuçlar doğurabilir ancak gazetecilerin kişisel profillerini istekleri doğrultusunda kullanması tamamen yanlış mı?

Mahmut Boz: Sosyal medya söz konusu olduğunda, pek çok yerde olduğu gibi, doğru ve yanlış izafi kavramlar. Bunların tanımlarına kişiler ve kurumlar karar vermeli. Ancak şurası kesin: Bir kurumun çatısı altında çalışan kişi, kendi ismini ve kimliğini açıkça ifade ettiği sürece, o kurumun sosyal medya ilkelerine uymalıdır. Uzun uzadıya tarif etmeye gerek yok: “Televizyonda söylenemeyecek” bir ifadeyi oraya yazmamak gerekir. Özellikle gazetecilerin uyması gereken ana kural bu. İlla kazalar yapıp Twitter hesabını kapatmak zorunda kalmadan da bu mecralarda gazeteci olarak var olunabilir. Bunun yolu da biraz “ağzından çıkan lafı kulağının duymasından” geçiyor.

 

A.Ünal: Siz kurallara uyan bir gazeteci misiniz? Farklı bir işiniz olsa daha fazla şey mi ifade ederdiniz Twitter’da?

Mahmut Boz: Evet, gazetecilik yaparken de kurumsal iletişimle uğraşırken de sosyal medyada dile getirdiğiniz görüşlerinizde belli hassasiyetleri dikkate almanız şart. Gazetecileri bu konuda bağlayan ana ilke değişmiş değil: Bu da çok net bir şekilde tarafsızlık gereği. Kurumsal çalışanları bağlayan ana ilke ise kurumsal bağlantılar ve varsa tanık oldukları “aile sırları”. Bu sınırlar dışında aslında özgürsünüz. Ama bu, mesleğiniz ve toplumdaki yeriniz ne olursa olsun, genel nezaket kuralları ve “siyaseten doğru” bir dil kullanımı gereğini ortadan kaldırmıyor.

 

A.Ünal: Twitter’da Türkçe kullanımına dair hatalar paylaştığınızı görüyorum. SMS ve anlık sohbetlerden sonra sosyal medya da Türkçe’yi (ve diğer dilleri) olumsuz etkiliyor olabilir mi?

Mahmut Boz: Bu düzeltme merakı, bir süre sunuculuk yapmış olan pek çok kimsede var olan mesleki bir defo galiba. Bundan sıyrılmaya çalışıyorum aslında. “SMS ve sosyal medya gibi diğer araçlar Türkçe’yi bozuyor” demek ise aracın (medium) rolünü abartmak gibi geliyor. Türkçe (ve diğer diller) eğer bozuluyorsa bunun toplumsal nedenleri vardır: Eğitim sistemi gibi. Bilgisayar ve cep telefonu merakının bizleri daha az okumaya yönelttiği iddia edilebilir. Ama buradaki suçlu telefon ya da bilgisayarın kendisi değil en nihayetinde. Kullanılan aracın doğası kısa ve hızlı ifadeleri zorunlu kıldığı için epeyce bir kısaltma hayatımıza girmiş olabilir. Buradaki sorun ise Türkçe kısaltmalardan ziyade, Türkçesi mevcut olan ifadelerin İngilizcelerini tercih etmeye başlıyor olmamız: “SMS”, “ok” gibi kelimeler bunlar. Evet “Araç mesajdır”, ama her başımız sıkıştığında aracı suçlamak, sorumluluktan kaçmaktan başka birşey değil.

 

A.Ünal: Medya sektöründe olarak Twitter ve Facebook’ta aktifsiniz. Kurumsal düzeyde sosyal medyayı kullanırken nelere dikkat ediyorsunuz?

Mahmut Boz: Kullanıcılarımızın en az yüzde 29’u 18-24 yaş arasında. Yani çok genç takipçilerimiz var. Bu kullanıcıların medya tüketme eğilimleri yüksek. Yani resimsiz ya da videosuz bir mesajın yerine ulaşma ihtimali düşük. Twitter’a baktığınızda ise köşeli bir dille kaleme alınmış bir mesajın “retweet” edilmesi pek mümkün değil.

Dolayısıyla bizim yapmaya çalıştığımız, iktisadi ve insani gelişme gibi bir konu başlığının kapsamına giren, normalde kolay tüketilmeyebilecek mesajları rahat algılanabilen yeni mesajlara dönüştürmek. Bu mesajlar yoluyla kullanıcıları bunaltmadan, toplumdaki sorunlar hakkında düşünmeye sevk etmeyi hedefliyoruz. Bu konular hakkında detay isteyenleri ise ilgili sayfalara yönlendiriyoruz.

 

Twitter, Türkiye’de 2010’da patladı

A.Ünal: Sizinkileri saymazsak ben de Türkiye’de henüz benzer kılavuzlar görmüş değilim, bu konuda geleneksel medyanın adım atması gerektiği kadar belki bize de görev düşüyor.

Biraz kişisel tarafa geçelim. Sizi de Twitter’da bulmak mümkün. Twitter sizin için ne ifade ediyor, bahsettiğiniz kuralları dikkate alıyor musunuz?

Mahmut BOZ: Facebook ve Twitter ile Ankara’da yaşadığım dönemde tanışmıştım. Her ikisinin de Türkiye’de popülerleşmesi uzun sürmedi. Facebook’un daha kolay kavranan ve daha tiryakilik yaratan bir durumu vardı belki ilk bakışta. 2007 sonlarında tanıştığımda bendeki etkisi de bu şekilde oldu. Ancak “arkadaş” sayım giderek artmaya başlayınca Facebook üzerinde daha az yazı, resim, link paylaşmaya başladım. Garip bir ters orantı…

Twitter hesabımı ise Kasım 2011’de açtım. Ancak sık kullanmaya başlamam 2012 Nisan aylarına rastlıyor. O aylarda Twitter İngiltere’de bir fenomene dönüşmeye başlamıştı. Türkiye’deki “Twitter patlaması” ise 2010’a denk geliyor. Twitter sonrasında Facebook kullanımım çok azaldı. Türkiye’den ve dünyadan doğru kişileri takip ediyorsanız Twitter’ın hayata yepyeni bir pencere açtığı söylenebilir. İlgi alanlarınızda dünyayı takip etmek hiç bu kadar kolay olmamıştı. İlgi alanınız dahilindeki ciddi bir haberi kaçırmanıza, o haberle ilgili farklı perspektiflerden mahrum kalmanıza artık neredeyse imkan yok.

Ancak galiba Twitter ve diğerlerini bu kadar göklere çıkarmanın da sorunlu tarafları var. Bu araçların zamanımızı çaldığı doğru. En basitinden her birimize birer akıllı telefon aldırmak gibi bir tüketim propagandası içerdiği de doğru. Elbette dozajı ne ölçekte olursa olsun röntgen ve teşhirin de potansiyel olarak sorunlu tarafları var. Benim Twitter’ı kişisel kullanımım giderek azalıyor. En azından mesajlarımın içeriği artık daha anonim. Çoğu zaman da geriye dönük olarak bazı kişisel içerikli mesajlarımı siliyorum. Bir oda kalabalıklaştıkça uluorta konuşmayıp yanındakine fısıldamaya başlamak gibi bir durum bu herhalde. Sanıyorum herkesin kendini bu ortamlara ve onların kendi içindeki değişimine adapte etmek için kullandığı farklı yöntemler var.

 

A.Ünal: Bir ara sosyal medya diyeti yaptınız. Onun amacı neydi?

Mahmut Boz:  İki kez “planlı sosyal medya orucuna” girdim. Her ikisi de üniversitedeki tezimle ilgiliydi. 2010 başında tezin okumaları için bir süre kendimi tüm bu araçlardan mahrum bırakmıştım. 2011 ortasında da bu kez tezimin ilk kapsamlı taslağını yazarken aynı yola başvurdum. Kendimi haftalarca eve kapadım ve bu sene yaz sağ olsun çok geç geldi. O dönem dergideki işlerimin de yoğunluğunu düşünürsek yöntemin çok işe yaradığını söyleyebilirim…

 

A.Ünal: Paylaşımlarınız için çok teşekkürler. Sosyal medya ve yeni medya düzenini tekrar konuşmak üzere son olarak neler söylemek istersiniz?

Mahmut Boz:  Son olarak, az önce bahsettiğim sosyal medya diyetinin sonlarına doğru zaman zaman sıkılarak Twitter’a girip yazılanları okuduğumu itiraf etmek isterim:)

 

 

Sosyal medya ve gazetecilik

Turkey is very important for social media.
But how much does our share’s potential for reaching 2 billion people affect us in expressing ourselves? How will the balance be established between the internet whose active use has not yet been completed for 20 years and journalism dating back to the 15th century?

We searched for answers to these questions with Mahmut Boz, who has conducted research on social media following his experiences in magazines, newspapers and internet and has been one of the biggest press organizations of Antalya for the last year.

 

 

 

A.Ünal: Mahmt Bey, we know you from the traditional media, but you are a person who closely follows the new social media world. Could you tell us a little bit about yourself before you ask questions?

Mahmut Boz: I was born in Antalya. I studied at Gazi University and Anadolu University. I have been working in the media sector since 2002.

 

Social media hasn’t changed us

A.Ünal: At the beginning of 2011, you had a study called The Effects of Social Media on the impact of social networks on our lives. Social networks have grown exponentially in the intervening time, and the communication we have established with people has shifted more to the internet. What do you think social networks and internet have gained in our minds?

Mahmut Boz: I think that the main motivation for us to go to social networks lies in our subconscious. To be liked, appreciated, applauded, taken into account, or “watched sözlük in the literal sense, most of the people address the unconscious child. Many people may reject this determination, but I think that even sharing a book on a site serves the need for appreciation.

For example, if the book you advertise on your Facebook page is a “heavy kitap book (whether or not you are), you may be trying to say ben I am actually an intellectual,. Or you may serve your need for differentiation by disparaging a popular film and saying ben I don’t care about what most people value ”. But in some social events, for example, you are afraid to say different things from the people around you, and you will be able to get yourself into nationalist, sexist, and so on. discourses. Of course, the dose of instincts, such as exposure and surveillance, may vary from person to person, and may not bind all people using social networks. But the opposite is true, just because he doesn’t use social networks, we cannot assume that one is stripped of my needs.

In addition, social networks provide a “social hizmet service that fits the name, either by letting you stay in touch with people you don’t really want to see, or bringing people close to you that you would normally avoid. So social networks did not change us in this sense. It fueled some of our existing social orientations, accelerated the change of our social norms or our understanding of privacy, provoking the child within us to a degree that was perhaps incomparable to any other vehicle. In addition, the effect of advertising on social networks has increased considerably in recent years.

 

 

 

A.Unal: There is also the Arab Spring and the uprisings in England, which have given social media a striking popularity. Google, Facebook and Twitter support this change both in the media and personal dimensions. The United States, the home of these services, drew attention to the freedom of personal expression. The OECD draws attention to this. On the other hand, the Beijing administration says that the United States should not interfere with the internal affairs of other countries under the pretext of internet freedom, and we see that all states tend to somehow control the Internet. While China bans these global services, the US is or is very much adopting it. Is not there a contradiction here?

Mahmut BOZ: This point is not independent of the power-hegemony debate. Those who hold power want to take any means that can challenge this power with suspicion and take it under control. What we see now is the transfer of media control from traditional media to social media. In this sense, countries adopt methods that are no different from their traditional approaches. For example, Internet control, censorship or prohibitions in China do not surprise anyone. However, assuming that people are completely free in countries where there is no control can give false results.

For instance, following the recent uprisings in the UK, the proposal to restrict the use of social media from the government front is quite thought-provoking. As they say, “technology serves the ideology that created it.” Big Brother is actually everywhere. Every line you write can come up unexpectedly in any country, in an unexpected place. The limits of freedom, which is said to be offered as personal freedom of expression, can vary depending on which geography, from which angle or from which window of power you view events. In the Gezi Park events, people turned to uncontrolled sources of information on social media instead of the media.

believing is an example of mass transfer from mass media to social media.

 

The transfer of newspapers ends

A.Ünal: Social media is trying to capture the world without limitation of access but there is also a credibility aspect. Contact profiles or content can be misleading. A major international newspaper; “People can learn a story on social media, but they have to come to us to approve it, u he said. Are we shooting all this information bombardment to get information a little earlier?

Mahmut BOZ: This information bombardment, at least, can be compared to the first information about a last-minute development, which repeatedly reaches news centers from different sources, including some contradictions. For example, an explosion may pass from one source as “attack”, another source may say siz the cause is uncertain ”and another source may say“ natural gas leakage.. Some sources may exceed the number of wounded, dead, and one source may say that there were no victims. Under ideal circumstances, the journalist cannot publish all this information without filtering it or confirming it. Even in the most sloppy broadcasting organization, at least an institutional unity is formed.

Social media is spreading the excitement of news to an entire society, which should normally be lived in a news center and managed in cold blood. It takes a long time for the news and the elements connected to the news to come down and meet each other from where they take off in that dusty soil. In this sense, I think that the seriousness and calmness that the reporters develop and connect to each other through generations will dominate social media in time. However, there will always be users who are looking for a sensation on social media or impatient users, just like traditional media itself.

We now know that newspapers cannot survive for as long as we know. However, when it comes to news, they will find ways to maintain their two mainstream media types on the Internet, both for those who want seriousness and factual certainty, and for those who are keen on sensational, easy-to-read, detailless and colorful news. We have already carried our traditional media order (ie the whisper newspaper and the professional media itself) to the Internet to a large extent, which was dominant until five years ago.

 

A.Ünal: Social media is now taken seriously by traditional media as a communication channel. Shortly before entering the Al-Jazeera Arab Spring in Turkey he showed more than that. Do you think that the culture of journalism and journalism is influenced by social media?

Mahmut Boz: Yes, I personally saw this in the first 2009 Iranian presidential elections. This was the first high-profile news topic I witnessed, which Western news agencies were referring to social media.

In the 1980s, we witness the developed, highly sprinkled news of uçan flying saucers, traffic accidents, etc. taken with amateur cameras tanık. User-generated content becomes an integral part of mainstream media. Those who wake up early and adapt themselves to this change will win. But there is a fine line between giving importance to citizen journalism and encouraging people to this type of journalism. In the future, it may be more difficult to distinguish fictional news from what actually exists. The fact that people are the protagonists of the news they create, and that they tell events from their own perspectives, have the potential to mislead societies.

Here, the values ​​that should be instilled in the promotion of citizen journalism are important, as well as the journalistic qualities of those who extract and prepare the content produced by users. Both journalists and the people who follow the media will need an objective, skeptical, questioning look more than ever in order not to lose themselves to a fictional flow. It is much more difficult to distinguish fiction and truth than to distinguish lies and truth, and it is essential to be vigilant not to be a tool for propaganda.

 

A.Ünal: If you consider your experience in Megazine Magazine, what can you say about the use of Turkish media and social media?

Mahmut Boz: Turkey from countries where social media is growing most rapidly. This dynamism offers unlimited possibilities for traditional media. However, I do not think that in the examples so far, the media is able to professionally manage its existence in social media. What you need to do is not just map an RSS source to Twitter. Each social medium has its own norms and traditions. It is imperative to behave accordingly. For example, if you send me a message every minute on Facebook, I will delete you from my wall. Although the average age of your followers on Twitter is 24, if you don’t adapt your language to them, you will lose followers. Or if you send 200 messages a day, you’il never get followers. Friendfeed’s language and Twitter’s language are different. In addition, the Turkish media does not use the interaction opportunities sufficiently on social media. twitter

and Facebook hasn’t replaced email, but I think the media’s perception is almost like this.

There is a risk, however, that taking social media interest and response as the sole criterion can lead to a significant deviation in the news and analysis you will bring forward. You may lose your depth. You shouldn’t fall into this trap. If social media is to be a tool for traditional media, this new tool should be conducive to greater consumption of in-depth content. Social networks can be a live showcase for the media, but the shop itself cannot consist of a showcase.

 

A.Unal: Yes, the people you talk to have more responsibility than an ordinary citizen, just like artists. But they may also seem to be trying to expand their reputation on Twitter and instinctive tendencies you mentioned above. This may have a variety of consequences on live broadcasts, but is it entirely wrong for journalists to use their personal profiles as they wish?

Mahmut Boz: When it comes to social media, like many places, right and wrong relative concepts. Their definitions should be decided by individuals and institutions. However, it is certain that the person working under the umbrella of an institution must comply with the social media principles of an institution as long as it clearly expresses its name and identity. There is no need to describe it at length: there should not be an expression that cannot be said on TV. This is the main rule that journalists should follow. It is possible to exist as a journalist in these channels without having to make an accident and close the Twitter account. The way to do this is a little biraz hearing the word coming out of your mouth ”.

 

A.Unal: Are you a journalist who follows the rules? If you had a different job, would you mean more to Twitter?

Mahmut Boz: Yes, you must take into account certain sensitivities in your views expressed on social media while working as a journalist or in corporate communication. The main principle that connects journalists has not changed: this is clearly a requirement of neutrality. The main principle that binds corporate employees is corporate connections and “family secrets a that they witness. Outside these limits, you are actually free. But this does not eliminate the need for general politeness and the use of dil politically correct dil language, regardless of your profession and your place in society.

 

A.Ünal: I see that you share mistakes about using Turkish on Twitter. Can social media affect Turkish (and other languages) negatively after SMS and instant chats?

Mahmut Boz: This curiosity is a professional defect that exists in many people who have been presenters for a while. I’m actually trying to get away from it. Saying ve other tools such as SMS and social media disrupts Turkish gibi sounds like exaggerating the role of the medium. If Turkish (and other languages) break down, there are social reasons: like the education system. It can be claimed that computer and mobile phone curiosity lead us to read less. But the culprit here is not the phone or the computer itself, but ultimately. Since the nature of the tool used makes short and fast expressions necessary, quite a few abbreviations may have entered our lives. The problem here is that we are beginning to prefer the English expressions of the Turkish language rather than the Turkish abbreviations: these are words like “SMS”, “ok”. Yes, “Vehicle is a message”, but blaming the vehicle every time we get stuck is nothing but avoiding responsibility.

 

A.Ünal: You are active in the media sector on Twitter and Facebook. What do you pay attention to when using social media at institutional level?

Mahmut Boz: At least 29 percent of our users are between the ages of 18-24. So we have very young followers. These users have a high tendency to consume media. In other words, a message without picture or video is unlikely to reach. When you look at Twitter, it is not possible to retweet a message written in angular language.

Therefore, what we are trying to do is to convert the messages that fall within the scope of a topic such as economic and human development, which may not be easily consumed into new messages that can be perceived easily. Through these messages, we aim to encourage users to think about problems in society without overwhelming them. Those who ask for details about these issues are directed to related pages.

 

Twitter, exploded in 2010 in Turkey

a.ünal: Yours Except I have not seen yet similar guides in Turkey, as well as traditional media must take steps in this regard perhaps the task falls to us.

Let’s get a little personal. It is possible to find you on Twitter. What does Twitter mean to you, do you take into account the rules?

Mahmut BOZ: I met with Facebook and Twitter when I was living in Ankara. Both of them did not take long to be popular in Turkey. At first glance, Facebook had a situation that was easier to grasp and create more addiction. When I met in late 2007, that was the way it was on me. However, the “friend” count starts to increase

I started sharing less articles, pictures, links on Facebook. A strange inverse proportion…

I opened my Twitter account in November 2011. However, my frequent use starts in April 2012. In those months Twitter began to turn into a phenomenon in England. In Turkey, “Twitter explosion” is equivalent to the 2010. My use of Facebook decreased after Twitter. If you follow the right people and the world from Turkey said that Twitter’s open a new window to life. It has never been easier to follow the world in your interests. It is almost impossible for you to miss a serious news within your area of ​​interest and to be deprived of different perspectives on that news.

But it seems that Twitter and others are so troubled. It’s true that these vehicles are stealing our time. At the very least, it is true that it includes consumption propaganda, such as having each of us buy a smartphone. Of course, X-ray and display have potentially problematic aspects, regardless of the dosage. My personal use of Twitter is diminishing. At least the content of my messages is now more anonymous. Most of the time, I delete some of my personal messages backwards. As a room gets crowded, I guess it’s like not talking in public and whispering to someone next to you. I think everyone has different ways of adapting themselves to these environments and their change within themselves.

 

A.Ünal: You had a social media diet. What was his purpose?

Mahmut Boz: I’ve “planned social media fast kez twice. Both were about my thesis at the university. At the beginning of 2010, I had deprived myself of all these tools for a while to read the thesis. In mid-2011, this time I took the same path when writing the first comprehensive draft of my thesis. I’ve locked myself in for weeks, and thanks to summer, it came too late. Considering the intensity of my works in the magazine at that time, I can say that the method works very well…

 

A.Unal: Thank you very much for your sharing. Finally, what would you like to say about social media and new media order again?

Mahmut Boz: Lastly, I would like to admit that I read and read what I wrote on Twitter by squeezing from time to time towards the end of the social media diet I just mentioned 🙂

Call Now Button